Zihnimizde taşıdığımız her hikaye bizim. Ve biz zihnimizde taşıdığımız hikayeler kadarız ancak.
Kime yakın kime uzağız!
Bu soru cevabını, hikayesini en çok bildiğimizde buluyor.
Mevlana sen yediÄŸinden ibaretsin der.
Evet öyledir. Doyduklarımız ve kandıklarımızdır hikayemizin yapı taşı.
Ne ile doyuyoruz!
Reklamlar ile.
Hem ürünlerin hem hayatların reklamı ile.
Ahir zamanların “reklamın kötüsü olmaz” dayatması, bütün kötü hikayeleri bize raÄŸmen “bizim” kılıyor.
Bize rağmen, bütün o kötü hayatlar ibret çıkarmaktan mahrum kalbimize istiflenip bizi ele geçiriyor.
Her kötü hikaye ile kendimizden mahrum kalıyoruz.
Oysa Rabbini bilmesi için kendini bilmesi gerekiyor her faninin.
Ve Rabbini bildikçe kendini bilme şansının artacağına iman etmesi.
İyi de bunu bize hatırlatacak olan nedir!
Her gün birbirinden pespaye hayatlara tanık olan gözlerimiz, hakikatin ışığını kimden devşirecektir!
Edebin ve güzel ahlakın timsali olan hayatları, hayatımıza katmadıkça, taşıdığımız hikayenin “bizim hikayemiz” olma ihtimali zayıflıyor.
Her internet kullanıcısı peşinen başka hayatlar için kiralanmış hafızalara dönüşüyor farkında olmadan.
Dünyanın bilmem neresinde yaÅŸayan bir artistin, bilmem kaçıncı defa evlat ediniÅŸi “haber” oluyor/ “hikaye” oluyor, her ekran karşısına geçiÅŸte.
Ya da eşten dosttan gelen e-mektuplara bakarken bilmem kimin adına halkla ilişkiler yürüten işgüzar yüzünden, size yakınlaşmasına asla razı olmayacağınız hayatların kirine muhatap oluyorsunuz .
Her birimiz taşıdığımız hikaye kadarsak ve dahası taşıdığımız hikaye kadar ancak “biz” oluyorsak, bizi besleyecek hikayelere ihtiyacımız var.
Zamanın bir yerinde yaşanmış ve biz bilmediğimiz için yok sandığımız hayatları kendimize ait kılmadıkça, bizi biz yapan maya bozuluyor. Onun için kıssaların, güzide hayatların tekrar be tekrar dilde zikir, kalpte fikir olarak gezdirilmesi gerekiyor.
Oysa o eskimez hayatlardan uzaklaşıyoruz. Bizim dilimizde ancak bir isim olarak kalan o eskimez hayatlar, yazık ki bizden sonrakilerin dilinde isim olarak bile kalmayacak.
Ama durun bu kadar kötümserliğe gerek yok. Eskimez hayatlar, satırlar arasından çıkıp geliyor dünyamıza. Çıkıp geliyor bizi aşkın ve imanın ikliminde soluklandırmak için.
AÅŸk ile Hu’yu okudum dün sabah. Ä°msaktan sonra oturup. Ä°stanbul’un ezan cümbüşüne kendi dillerince katılan kuÅŸlar arkadaşımdı, o sıra ben sadece okuduÄŸumdan ibaret idim. OkuduÄŸum, okuyup ziyaretine gitmeyi düşünecek kadar yakınlaÅŸtığımı hissettiÄŸim Rabiatü’l Adeviye idi. Hayatı. Ä°manı. AÅŸkı. Kendini Allah dostu kılmak için dayandığı onca meÅŸakkat.
Münire DaniÅŸ’in AÅŸk ile Hu isimli kitabı, Rabiatü’l Adeviye’nin hayatını tekrar bizim yapıyor.
Braudel mi diyordu kelimeler kraldır diye.
Münire DaniÅŸ’in kelimeleri ne kral ne kraliçe. AÅŸk ile hu diyen derviÅŸ her biri:
Rabbine kavuÅŸmak için varlığın perdelerini tek tek geçmeyi murad edinen, hayatı sadece Rabbine kavuÅŸmak için bir vesile sayan Rabiatü’l Adeviye’yi bize yaklaÅŸtıran bu derviÅŸ kelimeler. Çünkü geçmiÅŸ zaman hikayelerini yazan her kalemin niyeti baÅŸka baÅŸka oluyor. Kimisi bu günün karanlığını geçmiÅŸin feneri ile aydınlatmak için baÅŸvuruyor o eskimez hayatlara. Kimisi bugünü “deÄŸerli” göstermek için. GeçmiÅŸ zamanların hayatı daima bu günü aydınlatan ışık olmaya yetiyor mu! Bazen yetiyor bazen de müellifin geçmiÅŸe fazlasıyla bugünün kirini ve tozunu bulaÅŸtırması yüzünden geçmiÅŸ bu güne kurban edilerek her ikisinin birden ışığı tüketilmiÅŸ oluyor.
Münire DaniÅŸ Rabiatül’l Adeviye’yi zamanın içinden deÄŸil hal’in içinde yazıyor. Böylece bir hal olarak tarihe mal olan derviÅŸ kadın, bir hal olarak bugünün kadınlarının kendilerini “iman aynasında” görmelerine vesile oluyor.
Fazlasıyla dünya nimetlerine gark olmuÅŸ bizler için Rabiatü’l Adeviye bir hatırlatıcı olarak “orada” durmuyor artık. AÅŸk ile Hu onu “buraya” getiriyor. Burası neresidir. Burası bizim kalbimizdir.
Kalbimizde taşıdığımız hikayeler kadarız her birimiz.
—————————-
(Fatma K. BarbarosoÄŸlu – Yeni Åžafak)