Kime yakın kime uzağız!
I- Son bir yıldır yaşadığımız bütün katliamların ortak teması en yakındaki öldürmek. Münevverin katliamından, Bilge köyü katliamına kadar.
II-
Dijital teknoloji uzaktakini yakın eylerken sanki en yakındakini düşmanlaştırdı.
Tanıdığım üç genç kadın, eşlerinin yemeğini bile internet karşısında yemelerine artık dayanamadıkları için boşadı.
Üçü de çocuk sahibi. “ÇocuÄŸumu saÄŸlıklı yetiÅŸtirebilmek için internet karışsında sabahlayan babanın pasif ÅŸiddetinden kurtarmalıydım.” Ortak cümleleri bu.
Üçünün annesi de kızlarının boÅŸanma nedenini anlayamıyor: “İçkisi yok kumarı yok. Ne var babanda televizyon karşısında uyur kalırdı.”
Televizyon karşısında uyumak ile, internet ortamında sabahlamanın aynı manaya gelmediÄŸini annelerine anlatamıyor durduk yere adı “dul”a çıkmış kızlar.
Üçünün de eğitim seviyesi farklı. Üçünün eşlerinin de eğitim seviyesi farklı. Ama boşanma nedenleri aynı: Kocalar sabaha kadar nette akşama kadar evde.
İşsiz güçsüz kocalar. Mesuliyet duygusunu yitirmiş babalar.
Tanımadığı bir çocuk/kadın/erkek ile saatlerce tıkır tıkır yazışabilenler, söz konusu kendi eşi ve çocuğu hatta kardeşi olduğunda vakit cimrisi kesiliyor. Neden? Çünkü yakındaki ile doğrudan iletişime geçmesi gerekiyor. Kendisi olarak.Oysa makinenin önderliğinde, makinenin korumasında kendisi olması gerekmiyor.
Uzaktakinin cazibesi bütün engelleri aşacak bir enerji sunuyor çünkü. .Kim bu uzaktaki!?
Uzaktakinin kimliğinin önemi yok.
Tıpkı o karikatürde olduğu gibi. İki köpek konuşuyor.Üzülme diyor biri, senin köpek olduğunu nette kimse bilmiyor nasılsa.
III-
Teknoloji uzaktakini yakınlaştırırken, yakındakini düşmanlaştırıyor.Altı yüz milyon maaş alan akrabasının çocuğunu fidye için kaçıranlar oldu geçtiğimiz aylarda. Elli lira için babaannesini öldüren liseli gencin haberi ile sarsıldık.
Son yıllarda yaÅŸadığımız toplumsal trajedinin adı “akrabanın ölümü” aslında.
IV-
HaÅŸmet BabaoÄŸlu köşesinde, Uygur Türklerinin maruz kaldığı ÅŸiddeti kınarken çok damardan bir konuya temas etti: “Uygurların Türk soyundan oluÅŸunu vurgulayıp orada olup bitenlerin Asya´da Müslümanlara karşı giriÅŸilen baskı politikalarının yeni bir safhası olduÄŸunu görmezden gelenlerin…
Uygurlar için özgürlük isteyip Tibetlilerin yıllardır Çin´e karşı ölümüne sürdürdüğü direniÅŸe aldırmamış olanların…
DoÄŸu Türkistan´ın özgürleÅŸme sürecinde bir payı olmayacak!”
Uygur Türklerinin dramına insanlık damarı üzerinden yaklaşmıyoruz. Bazı özgürlükleri stratejik olarak önemli bazı özgürlükleri stratejik olarak tehlikeli buluyoruz.Oysa bireylerin bakış açısı devletin bakış açısı ile aynı olmamalı.Devlet bir aygıtın adıdır. İnsan adı üstende Allah´ın vekili.
Allah´ın vekili olarak hangi özgürlükleri kimin için uygun, hangilerini kimin için yasak kılmaya katlığımıza dikkat kesilelim lütfen. Bizi kurtaracak olan, bizi kurtarırken dünyayı kurtaracak olan ahlaki duruşumuzdur.Özgürlükleri siyaseten değil, ahlaki olarak savunmak zorundayız.
Yanlış anlamayı önlemek için Uygur Türklerinin bendeki karşılığını sizlerle paylaşmak zorundayım . Uygur Türklerine çok özel bir muhabbetim var. Ta 1970´lerden bu yana. Ne zaman çekik gözlü birini görsem o yılların anısı ile ille kucaklaşmak ille muhabbet etmek isterim.
İki aile ta Doğu Türkistan´dan kalkmış hac için yollara düşmüştü.Vize alamadıkları ve bu esnada paraları bittiği için uzun bir süre mahallemizde konuk kaldılar. Kendilerine ev verildi.Elimizden geldiğince yediğimizden yedirmeye, giydiğimizden giydirmeye çalıştık.
Bunda hiçbir fevkaladelik yok. Olayı benim için fevkalade kılan husus onların hediyeleri kabul ederkenki vücud dilleri idi. Ne mağrur ne kibirli ne de mahcup. Asil bir duruş, Tengri hayrınızı boş eylemesin diyen hayır dua ve yokluğun içinde ille de gelen tabağı doldurma girişimi. Bir defasında dört tel sakalı göğsüne değen dede sana armağan olarak bir Uygur sözü söyleyeyim demişti.O gün bu gün ben de çocuklara armağan olarak hadis-i şerif söylüyorum.
Tanrı misafiri kavramının ne olduğunu ben onların vücud dilinde gördüm. Onlar kendilerini her birimiz için Tanrı misafiri kılmışlardı. Şimdi haberleri seyrederken/çoğu defa seyredemezken
Canımın yongası düşüyor.
Eylemlerimizin ve hüzünlerimizin, beddualarımızın hedefini bulması için kimlikçi yaklaşımları terk etmemiz gerekiyor.Okumaktan bıktınız belki.Neyleyim ki tekrarlamak durumundayım.Kalbi olan insanları, şefkatin ve merhametin bahçesinde toplamayı başarmalıyız.
V-
Kime uzak ve kime yakın olduÄŸumuzu her an her vesile ile yeniden gözden geçirmeliyiz. Buna son on günün suni gündemleri de dahil. BaÅŸkalarının sorularına cevap bulmaktan vazgeçelim. Merkez medyanın “yaz gündemine” düşmek yerine üç ayların manevi ikliminden ruhumuzu nasiplendirmeye çalışalım. Bunun size söylerken en çok da kendime söylediÄŸimin farkındayım.
Velhasıl duanıza muhtacım.
—————————-
Fatma K. BarbarosoÄŸlu
Yeni Åžafak